DÜNYA YAŞLANDIKÇA O HASTALIK DA YAYGINLAŞIYOR!
Miyelodisplastik sendrom (MDS), toplumda farkındalığı yüksek bir
hastalık değil. Genellikle ilerleyen yaşta ortaya çıkan yorgunluk, göğüs
ağrısı ve kalp çarpıntısı gibi belirtilerle kendini gösteriyor.
Bu
belirtiler karşısında da hastalar “Yeterli beslenemedim, vitamin
alamadım, galiba üşüttüm göğsüm ağrıdı” gibi nedenlerle belirtileri
hafife alabiliyorlar. Önemsenmeyen bu belirtiler, hastalığın teşhisinde
gecikmenin en önemli nedenlerinin başında geliyor.
Oysa sonuçları ciddi
ve önemli olan bu hastalık, löseminin öncüsü olarak kabul ediliyor. Şu
an için tedavi seçenekleri kısıtlı olan MDS, dünya nüfusunun
yaşlanmasıyla birlikte daha sık görülmeye başlanan ve ileride daha çok
sayıda kişide rastlanacağı tahmin edilen bir hastalık.
Acıbadem Maslak Hastanesi Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner,
hastalığın erken evrede teşhisinin çok önemli olduğuna dikkat çekerek
miyelodisplastik sendromu hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.
Kısaca
“kemik iliğinin yeterli sayıda sağlıklı kan hücresi üretememesi” olarak
tanımlanan miyelodisplastik sendrom (MDS), Dünya Sağlık Örgütü
tarafından kanser grubu hastalıkları arasında sayılıyor.
MDS’nin en önemli özelliklerden biri de, her üç hastadan birinde sendromun, akut miyeloid lösemiye (AML) ilerlemesi. ABD’de her yıl 12 bin ile 20 bin arasındaki kişiye yeni MDS tanısı konduğunu anlatan Prof. Dr. Çetiner, kayıt sisteminde yaşanan sorunlar nedeniyle hastalığın ülkemizde görülme sıklığı hakkında net veri olmadığını dile getiriyor.
Nüfusun
yaşlanmasına bağlı olarak gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizdeki MDS
sıklığının da artacağının tahmin edildiğini belirten Prof. Dr. Mustafa
Çetiner, “MDS, bir ileri yaş hastalığıdır. Tanı alanların sadece yüzde
6’sı 50 yaşın altında. Hastaların yüzde 86’sı da 60’ı yaşın üzerinde.
Ortalama tanı yaşı ise 76” diye bilgi veriyor.
Geçirilen kanser, riski artırıyor
Hastaların
yüzde 80’inde MDS’ye yol açan başlıca neden bulunamıyor. Ancak belirli
risk faktörleri bulunuyor. Sigara ve tütün kullanımının hastalığın
gelişimiyle ilişkili olduğu düşünülüyor.
Ayrıca yüksek düzeyde benzen,
solvent ve tarım ilacına maruz kalmak da riski artıran faktörler
arasında kabul ediliyor. Hastalığın erkeklerde görülme oranı kadınlara
göre 2.25 kat daha fazla. Prof. Dr. Çetiner, bu farkın nedeninin tam
olarak bilinemediğini ancak sigara ve kimyasala maruziyet ile
ilişkilendirilebileceğini belirtiyor.
MDS, daha önce kanser tedavisi gören kişilerde de gelişebiliyor. Özellikle meme, testis, Hodgkin ve Hodgkin dışı lenfoma gibi kanser türlerinin tedavisinden sonraki 10 yıl içinde MDS riski artıyor.
Erken dönemde belirti vermiyor
Hastalık
erken dönemde genellikle şikayetlere yol açmıyor. İlerleyen evrelerde
ise kan hücre sayısının düşüklüğüne bağlı olarak hastalarda çeşitli
yakınmaların ortaya çıktığını belirten Hematoloji Uzmanı Prof. Dr.
Mustafa Çetiner,
halk arasında “kansızlık” olarak bilinen anemi, yani
kırmızı kan hücre sayısı düşmesinin en sık karşılaşılan bulgu olduğunu
söylüyor. “Peki, hastalar bu durumda neler hissediyor?” sorusunu Prof.
Dr. Mustafa Çetiner şöyle yanıtlıyor:
“Hastalar kendilerini
yorgun ve halsiz hissederler. Ayrıca kalp çarpıntısı, soluk deri rengi,
nefes darlığı ve göğüs ağrısı gibi şikayetler de olabilir.
Beyaz kan
hücre sayısının düşük olduğu durumlarda da hastada ateş, tekrarlayan ve
uzun süren enfeksiyonlar ortaya çıkıyor. Her 4 hastadan birinde düşük
trombosit (pıhtılaşma hücresi) sayısına bağlı olarak diş eti ve burun
kanamalarının yanı sıra ciltte morarma görülüyor.”
Vitamin eksikliği ile karıştırılıyor
Şiddeti
günlük yaşamı etkileyen yorgunluk, göğüs ağrısı, kalp çarpıntısı, sık
ve uzun süren ateşli hastalıklar veya sık ve kolay kanama gibi
şikayetler gözlemlendiğinde bu belirtileri önemsemek ve bir uzmana
başvurmak gerekiyor.
Böyle bir durumda öncelikle MDS’yi taklit
edebilecek “B12, B9 (folik asit) vitamin eksikliği, bakır eksikliği,
yüksek oranda alkol tüketimi, HBV, HCV ve HIV başta olmak üzere
enfeksiyonlar ve diğer kan hastalıkları” gibi durumların dışlanması
gerektiğini anlatan Prof. Dr. Mustafa Çetiner,
“MDS ne yazık ki gözden
kaçabilen, tanısı zor bir hastalık. MDS’nin erken döneminde anormal kan
sayımları tek bulgu olabilir. En önemli tanı yöntemi ise kemik iliği
biyopsisidir. Biyopside, kan hücreleri sayı ve şekil açısından
değerlendirilerek tanı konuluyor” diyor.
Kemik iliği nakli her hastaya uygun değil
MDS’nin,
“çok düşük, düşük, orta, yüksek ve çok yüksek” olmak üzere beş risk
kategorisi bulunuyor. Düşük riskli MDS hastalarında ortalama yaşam
süresi uzun olabilirken yüksek riskli hastaların yaşam süresi 6 aya
kadar düşebiliyor.
Çok düşük ve düşük riskteki hastalara genellikle kan
yapımını artıran hormonlar ve kan nakli gibi destek tedaviler
uygulanıyor ve hastalar yakın takip ediliyor. Yüksek riskli hastalarda
ise tedaviye vakit kaybedilmeden başlanması oldukça önem taşıyor.
Her
hastalıkta olduğu gibi MDS tedavisinin de hedefi tam iyileşme. Bunu
sağlayacak tek tedavi yöntemi ise kemik iliği nakli. “Nakiller
genellikle 65 yaş altı ve genel sağlık durumu uygun hastalara
öneriliyor.
Ancak ortalama tanı yaşı 65’in üzerinde ve ek hastalığı olan
birçok hastaya kemik iliği nakli uygulanamıyor” diyen Prof. Dr. Mustafa
Çetiner, şöyle devam ediyor:
“Ne yazık ki, şu anda MDS için
tedavi seçenekleri oldukça sınırlı. Şu anda Amerikan sağlık otoritesi
FDA tarafından onaylı üç ilaç bulunuyor. Bu ilaçlar yaşam süresini
uzatırken hastalığın lösemiye ilerleme riskinde de azalma sağlıyor.
Fakat bu ilaçların yanıt oranları yüzde 40-60 arasında değişirken bir
süre sonra hastalarda tedaviye yanıtsızlık da gözlemlenebiliyor. Aynı
zamanda ilerleyen dönemlerde hastalar kan nakline bağımlı hale de
gelebiliyor.
Yüksek kan nakli ise hastaların vücudunda demir birikimine
yol açıyor. Bu da kişinin yaşam kalitesini ve hastalığın seyrini olumsuz
etkiliyor. Fakat MDS alanında birçok klinik çalışma yürütülüyor ve
gelecekte hedefe yönelik tedavilerin geliştirileceğine inanıyorum.“
DÜNYA YAŞLANDIKÇA O HASTALIK DA YAYGINLAŞIYOR!
Reviewed by gastronotunmutfagi
on
Haziran 10, 2020
Rating:
Reviewed by gastronotunmutfagi
on
Haziran 10, 2020
Rating:



Hiç yorum yok